ÇOCUKLARDA İNATÇILIK VE DİSİPLİN

        Nedir?
        Ne zaman olur?
        Nasıl sağlıklı atlatılır?

İnatçılık ne demek?

  Bir kişinin bir konu üzerinde akıllıca bir nedeni olmaksızın tutumlarını - düşüncelerini - davranışlarını değiştirmemesi, esneklik göstermemesidir.Canlıların temel zihinsel yapısında iki emir vardır: haz veren ne ise ona doğru git, yani istediğini al; zarar verebilecek veya rahatsız edecek olandan kaç, yani istemediğinden uzaklaş. Biz insanlar bu iki emri topluma uygun bir çerçeve içerisinde, makul yollarla yerine getiririz. Yani ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi uygun yollarla karşılarız, yemeğimizi uygun zamanda yeriz, belli saatlerde uyuruz, alışverişimizin dozunu belli bir bütçeye göre ayarlarız, uyumlu davranışlar sergileriz. Aynı şekilde sabrımızı zorlayan durumlardan, huzursuzluktan, sıkıntıdan uzaklaşırız, aile üyelerimizin hoşumuza gitmeyen hareketlerini doğru iletişim yolları ile ortadan kaldırmaya veya azaltmaya çalışırız.

    Ancak toplumsallaşmadan önce, yani yeni doğan döneminde hepimiz bu çerçeveye direnç gösteririz. Özgür irademiz gelişirken, benliğimiz oluşurken, bağımsızlığımızı kazanırken, dünyada istediğimiz her şeyi alabileceğimizi sanırken hepimiz ilk kurallara karşı direnç gösteririz. Bu dirence inatlaşma diyebiliriz. Dirençler çocukluk yaşlarında gözle görülürdür; ancak büyüdükçe bunları bastırmayı öğreniriz ve görünmez hale gelirler, farklı davranışlara bürünürler. Yani inat etme doğaldır, hepimizin içinde vardır, farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve törpülenebilir. Bilinçaltımız her zaman bir inatçı yapıyı içinde barındırır.

Çocuklarda İnatçılık

   Çocuğun inat etme davranışı kendi yaşamının kontrolünü eline almaya başladığı, kendinde kontrolü hissettiği dönemde başlar. Bu durum 2 yaş civarına tekabül eder. En yoğun inatlaştığı dönemleri 2-4 yaş arası olarak bilinir. Bu döneme kadar hem istek ve ihtiyaçları çok az olduğundan ( süt ve kucak gibi) hem anneden benlik olarak ayrışmadığından bir şeylere hayır veya evet deme şansı yoktur. Bu dönemde anneden ayrışma yaşar, bedenen ve kimlik olarak ayrı bir birey olduğunun farkına varmaya başlar, bu farkında lığı hem kendine hem dış dünyaya (çevresindekilere) kanıtlaması gereklidir, düşünce ve seçeneklerini dışavurum alternatiflerini keşfeder. Konuşmayı, yürümeyi, seçenekleri öğrenen çocuk seçim yapma ihtiyacı hisseder. Seçmeyi öğrenmek için inatçılık oyununu oynar. Birçok konu üzerinde ebeveynlerine oyunlar yapar, test eder, dener ve ısrarcı davranır. Yine de inatlaştıkları konular çoğunlukta tuvalet, yemek, uyku, zararlı yiyecekler, park veya oyuncaklardır.

    İnatlaşma dönemi çocuklarda bir gelişim sürecidir ve sağlıklı bir kişilik için olması gerekir. Yalnız, ebeveynlerin bu dönemi doğru tutum ve davranışlarla atlatması gereklidir. Çocuk bir konuda saplanır ve istediği olana kadar ebeveynin sınırlarını zorlar. Bu noktada aynı sorunu artık her gün yaşayan ebeveynin sabrı tükenir, bağırmaya- cezaya – şiddete başvurur, panikler ve ne yapacağını bilemez. Çocuğun ihtiyacı sınırın nerede olduğunu ve ne kadar yıkılamaz olduğunu (daimi sınır) öğrenmektir. Bu nedenle inatlaşmanın dozunu artırarak davranışı sürdürür.

  Sınırların doğru tutum ve davranışlarla gösterilmesi ve aşılanması, disiplin demektir. Çocuğun ağlaması da, düşmesi de, inatlaşması da gelişimin bir sürecidir. Bakım veren kişiler bu davranışlar karşısında doğru yöntemleri seçebilmeli ve yanlış yöntemlerin farkına varıp onları değiştirebilmelidir.

Neler Yapılmalı?

   Bakım veren kişinin bilmesi gereken bir bilgi var: İnatlaşma anneye veya babaya karşı yapılan, kişisel bir sorun değildir. İnatlaşmaya karşı güç savaşı başlatılırsa kişisel hale gelir. Çocuğun gösterdiği direnç yaşama karşıdır; ancak ana baba bu noktada dünya ile çocuk arasında öğrenmeyi sağlayan bir aracıdır, bu nedenle davranışlar onlara yansır.

   Çocuğun benlik saygısının gelişmesi için kendi seçimini yapabileceği alanlar yaratın. Odası, giyimi, gündüz vakti kanal seçimi, hangi oyuncakla oynayacağı, arkadaş seçimi gibi konular olabilir. Mutlaka onun da seçiminden zarar görmeyeceğiniz bir alan vardır. Bu alanı ön plana çıkarıp onun konuya hâkimiyetini hissettirin, fikrini sorun, hatta siz seçmeseniz de o seçtiği için buna izin verdiğinizi gösterin.

   Tutarlı olun. Tutarlılık çocuk yetiştirme tutumlarında altın kurallardan birisidir. Çocuğa yapamayacağınız şeyler için söz vermeyin, veremeyeceğiniz cezaları dile getirmeyin, bir isteğe bir gün evet, bir başka gün hayır demeyin. Çocuk kuralların sürekliliğini ve kesinliğini anlamaya çalışıyor, ne kadar net olursanız ona o kadar yardımcı olursunuz.

   Koşullar değişiyor ve siz koşullara bağlı olarak fikir değiştiriyorsanız, bunu izah edin. Her zaman verdiğiniz kararın nedenini çocuğa basit bir dille izah edin. Konu hakkında soru sormaya devam ediyorsa cevaplamaya devam edin.

   Çocuk ağlanıp, bağırıp, yerlere yattığında, sesini yükselttiğinde, ebeveyne veya kendine vurulduğunda bir adım geri atın, oradan uzaklaşın, onu bu haliyle yalnız bırakın, farklı odaya geçin. Onaylamayın ve reddetmeyin, bu hali yatışana kadar tarafsız kalın. Toplu kalabalık bir yerdeyseniz çevre tepkisinden dolayı yapabileceğiniz bir şey kalmadıysa durumu atlattıktan sonra, eve gelince bu konuyu mutlaka çocukla konuşun (Kimsenin olmadığı bir odada, ikiniz, göz göze bakarak). Sen bugün beni çok zor durumda bıraktığın için sana izin verdim ancak bu davranışın hiç doğru değildi, bir dahaki sefere sana izin vermeyeceğim,.....nedenlerden dolayı……….. alamazsın, yapamazsın, gibi.....

   Anlaştık mı, diye sorun ve yanıtını alın. Çocuğun konu hakkında ikna olduğuna emin olun. Gerekirse el sıkışın veya ilan edin.Tutarlılığınızı ve çocuk üzerindeki kontrolünüzü bu güne kadar iyi koruyamamışsanız küçük şeylerle kontrolü elinize almaya başlayabilirsiniz, bir sakızın alınması gibi. Daha büyük konularda ertelemeyle işe başlayabilirsiniz.

    Alternatif sunun. Yemekte pilav ve yemek var, sana pilav mı vereyim, X yemeği mi vereyim, pilav ve yemeği yan yana mı istersin, ayrı mı yersin, gibi. Bu basit soru ile onun seçimine olan saygınızı ifade etmiş olursunuz.

   Çocuğunuz sınırlara aynı zamanda alışmaya ve bunları ruhsal olarak da atlatmaya çalışıyor, unutmayın. Yüzleşmesine destek olun. “Biliyorum, bunun böyle olmasını ben de istemezdim, ama yapabileceğimiz bir şey yok” gibi cümleleri kurallarınızın sonuna ekleyin. Çocuğunuz böylece kurallar yüzünden sizi suçlamayacaktır, genel olarak yaşamın kurallarına uyum sağlamayı öğrenmeye başlayacaktır.

   Bir veya birkaç defa oyuna gelerek kurallarınızı kırdınız ve tekrar kontrolü elinize almaya çalışıyorsunuz; hatanızı çocuğunuzla paylaşmaktan çekinmeyin. “Dün kafam karışıktı, sana yemekten önce sakız verdim ama bu doğru değildi. Bu yüzden bu davranışımızı bugün ikimiz de düzelteceğiz yani sana yemekten sonra sakız verebilirim. Anlaştık mı?” gibi izah edebilirsiniz.

Bunları Yapmayın!

   Çocuğun hayatını gereksiz “hayır”larla doldurmayın. Çok sık ve gereksiz yere kullanacağınız “hayır”lar çocuğun bu kelimelere karşı ciddiyetini azaltır ve bıktırır. Bir süre sonra vereceğiniz cevabın negatif olacağını düşündüğü için izin almadan, sormadan yanlış şeyler alır, yer, gider, yapar v.b. Bu tutumda kalan bakım veren kişi de kolayca yıpranır.

   Sürekli engellenen, hiçbir şeyin seçimine izin verilmemiş çocuk gelecek yaşamında pasif, ezilmiş, söz sahibi olamayan bir kişiliğe bürünebilir. Böyle bir sonuç ne onu ne de sizi mutlu edecektir.

   Anne, baba, varsa kayınvalide, kayınpeder arasında bir şeye verilen tepki farklı olmasın. Çocuk sınırların evrenselliğini test eder. Bir istek birine göre uygun, bir başkasına göre uygun değilse sınırlar öğrenilemez.

   Çocuğunuzun bütünüyle değişmesini istemeyin. Belli bir durum veya davranışı hedef alın, onu değiştirmeden bir başka olumsuz veya hatalı davranışı ile ilgilenmeyin.

   Çocuk olduğunu unutmayın. Altından kalkamayacağı olgunluklar beklemeyin. Bütün seçimlerini mantıklı çerçevede yapmasını beklemeyin.Çocuğunuzu inatçılık ile etiketlemeyin. “Keçi inadı var sende, damarı tuttu yine, yapıcam dedi mi yapar artık, şunu yemiyor verme.. ne yapsan yemez” gibi cümleleri kullanmayın. Bunları duyan çocuk kendini etiketler ve bu durumu kişiliğinin bir parçası olarak algılar, ileride davranışını değiştirmesi daha zor olur.

   Çocukla güç savaşına girişmeyin. Onun bu davranışı ile alay etmeyin ve cezalandırmayın. Güç gösterme, ebeveynin de inatlaşmaya katıldığı anlamına gelir. Çocuk yerlere atılma, bağırarak ağlama gibi davranışlar sergiliyorsa o sakinleşene kadar tarafsız kalıp bu konuyu konuşarak halledin. Ebeveynin gücü ve yönetimi bu noktada ortaya çıkar.

   Bazen ebeveynler kuralları sevmez, sevmeyerek izah eder veya izah ederken rastgele nedenler öne sürer ve dünyayı olduğu gibi kabullenmemiş olabilir. Bu durumda ebeveynin tutumu çocuğa yansıyacaktır ve çocuk da dünyanın bu halini sevmemeyi öğrenir. Bu nedenle önce aynaya bakın ve yaşamınızın sınırlarını ne kadar kabullendiğinizi kendinize sorun.

Diğer Durumlar

   Bazı durumlarda çocuklar belirli ortamlarda (örneğin sadece misafirlikte, kreşte), belli kişilere karşı veya belli bir zaman dilimi içerisinde inatlaşır. Bu kişilerin tutum farklılıklarından kaynaklanır. Çocuk tolerans gösterilen yerde ve zamanda sınırlarını denemeye devam edecektir. Bu tutum farklılıklarını ortadan kaldırmaya çalışmalısınız.

   Tepki ve dikkat çekmek için inatlaşmak çocuğun sinyalidir. Bu durumda anne baba çocuğa olan ilgisini gözden geçirmelidir. Bazen istemeden küçük olan çocuğa fazla ilgi gösterilir veya büyük olan daha hatasız bulunur ve daha çok ödüllendirilir. Anne baba ihmali fark edip çocuğun inatlaşmayı kullanmadığı anlarda onu ruhsal olarak beslemelidirler.